13 Haziran 2018 Çarşamba

Ordinary Corrupt Human Love..

İnsan beyni uğraşla sakinleşemeyecek kadar hızlı..

Sabahtan akşama yoruldum. Bedenimin bütün bölümleri sırasıyla ayrıldı ortamdan. Yavaş yavaş terkedilen masalar gibi. İsteksizce gittiğimiz ortamdan kaçma planları gibi ya da.. Çünkü yapacak çok şey hem var hem yok. Kendimden fedakarlıkla kendim olmayanları mutlu kılma fikri de denebilir. Masa hala ortada ve ben baş köşede hep. İnsanlardan böylesine haz etmezken yine de onları beklemek. İşte bu benlik. Gerçi bu aralar karmaşayla aram yok. Zaten hiç yoktu sadece karmaşa vardı ve ben hayır demiyordum. Bunca zaman sonra öğrendiğim şeyin beni bu denli dinginleştirmesine şaşakalıyorum.

Bekliyoruz, hep bekliyoruz. Umut ediyoruz..
Sıradan ve bıkkın yaşantımızın içerisindeki renkler onlar. Geldiklerinde hayır demiyor gittiklerinde bakakalıyoruz. Belki de bana özgüdür bu durum. Kimsenin benim onlara sarıldığım gibi bana sarıldığını görmedim. Ve bu yüzden artık geri çekiliyorum, insandan, insana ait olandan. Tek başına mutlu türe dokunmamak gerek..

Miktarı boyumu geçen ama çokta büyük olmayan su biriktisi içinde tek başıma  yüzüyorum bu sıralar. İnanışların hepsine yollar var ama ben ortada cehennemin üçüncü kapısını aralıyorum sanki..


26 Mayıs 2018 Cumartesi

Agalloch - Ulver

Cümlelere ben ile başlamayı severiz. Çünkü ön planda olma arzumuz her yerdedir. Herhangi bir endişeye mahal vermeden anlatmaya başlarız..

"En" kelimesi kulağa dolu dolu itici gelen yegane kelimelerden biri. Yine de bir şeye olan sevgimizi belli ettiğimiz yöntemlerin başını almakta. "En sevdiğim film" ya da "en çok sevdiğim kişi" gibi. En başlı başına bir şeylerin içini dolduramıyor yanına çoku da ekliyor. Birinci dereceden yandaş! Her neyse..

Müzik konusunda iyi olduğumu düşünüyorum. Üretici değilim evet ama zaten üretici kısmının da tüketmekle eşdeğer şekilde üretkenliğinin baltalandığını düşünenlerdenim. Yanılıyor olabilirim.. İyi müzik kulağım olduğunu düşünüyorum. Sanırım 2 ay da olsa aldığım gitar dersinde hocamın da bana söylediği buydu. Gençlik hevesi işte, yarım kaldı. Lafı fazla mı uzatıyorum?

Last fmin kabataslak hesaplarına göre 2685 farklı sanatçı ve grup dinlemişim. Liste başım ise beni halının altına süpürüp sonra yüzüme rüzgarlı havada yağmur damlaları çarparak sonra çimenlerin üzerine atıp yaralanmamı sağlamış olan Agalloch! Dağıldıklarında ben de burada dağılmıştım. Benim için hep çok özeller ve öyle kalmaya da devam edecekler. Çok sevdiğim şarkı, grup var. Yeri bende ayrı olandan, ağlatana, kahkaha attırana kadar fakat agalloch sanki benden. Hiçbir  nota hücrelerimden ayrı düşmüyor gibi.. Peki buradan nereye varacağım? Ulver'e!

Ulver! Ah Ulver! Kendisiyle tanışmamız dahası kaynaşmamız zaman aldı. Başta kendisini anlayamadım ama sonra alıştım ve sevdim..

İkisi arasındaki farklara gelelim. Agalloch 1995 yılında Amerika/Oregon'da kurulmuş Atmosferik Folk/Doom Metal grubu. Dönem dönem değişiklik gösterip karanlık tarafa geçmişlikleri sıkçadır. İlk albümleri 1999 yılında çıkarmış oldukları "Pale Folklore" albümüdür. Gelelim Ulver'e. Ulver 1993 yılında serin bir kış günüdeaklfdk ehe Norveç/Oslo'da kurulmuş eskinin Atmosferik Black Metal günümüzün ise elektronik tabanlı metal grubudur. İlk albümlerini 1995 yılında "Bergtatt" ile çıkarmışlardır. Yani Agalloch'un kurulduğu sene. Bu bilgilere her yerden ulaşılabilir elbette fakat farkettiğim bir şey var ki o da Agalloch'un "Pale Folklore" albümünde bariz şekilde hissedilen "Bergtatt" tınıları. Özellikle "As Embers Dress The Sky"'ın "I Troldskog Faren Vild"'e olan benzerliği aklımda direkt bunu uyandırdı. Ha bu albümleri kötü mü yapar? Hayır! Çalıntı mı yapar peki? O da hayır! Sadece güzel bir esinlenme olmuş. Nitekim ikisi de müzik hayatlarına farklı projelerle devam ettiler. Ama keşke birlikte bi split albüm çıkarsalardı. Çok memnun olurdum :)






10 Mayıs 2018 Perşembe

Kuş bakışı bakmak..

Kahve içindeki köpük gibi. Hangi yöne çevirsem kaçıyor.. Benden.

Bugün şehir.

-Önce biraz baktı.- Ne işi var burada acaba? Nereden geldi buraya?
Koca bir suyla yıkamalı, temizlemeli.
Her yer gibi kendimizden olmayanı kabul edemeyiz. Ardından gelen çaba ve zoraki kabulleniş ama hep hissettiriş. Bu kadar zor ve ardından gelen. Acının durağı gibi. Çok fazla aşama var bunun için.

Dış ağız.

-Köşe.- Çarpıp nasıl geri kaçayım? Artık buradayım. Belki de değilim. Gideyim mi? Her şeyden kaçacak yol o kadar açık olsa da kendimden kaçış yolunu henüz bulamadım..

"If i can’t be my own. I’d feel better dead.." 



22 Mart 2018 Perşembe

Kederi boğamamak..

Kendime sığamayışım yetmezmiş gibi dünya tarafından kusulmuşum sanki. Boşluktayım.. Tüm evren üzerime yığılmış. Tek bir noktayı dahi kaplayamazken, bütün boşluklar benim..


17 Kasım 2017 Cuma

Never again. Never forget. Never. Ever!

Sessizlik..

Bundan aylar önce dinmek bilmez baş ağrılarımın kaynağının iki yıldızın çarpışması olduğunu varsayıyordum. İç sıkıntıma bahanelerin sınırı yok.

Evrenler arasında gezinebilseydim birinden bile pişman olacağımı sanmıyorum. Birinde ideal hayat varolurdu, sonra kaybolurdu. İnsan neden böyle? İnsan olmanın yeryüzünde bir hükmü var mı? Yıkıcı olmanın dışında. Dışarıda talan ettiği onca alan yetmediği gibi kendi içinde de bir kara delik. Bir tür ouroboros.. Saygısız, bencil bir dolambaç yumağı. Acılarımızı başlarına mı yıkıyoruz? Karışmak bu kadar kolayken bir parçamızı yukarıda tutmanın çabası..

Asla tekrar etme.

Tekrarlar seni senden uzak doğuruyor. Bir parçan anlamsız birer ifade aslında. Değersiz. Düşüncelerinde hala daha kendinsin. Kendinken bile tarlaya girmiş fareler ve kargalar kadar amansız.. Neye inandırırsan inandır. Sen yıkıcısın.

Kulağımda çalınan binlerce cümle. Aslında ben o sandığınız da değilim. Bunun 130 milyon sonra ulaşacağını bilsem bile uzayın o koca, insana belki de insan olmayana ne olduğunu, neyin ne olduğunu unutturabilecek kadar uzaktan soluk mavi noktaya çığırmak isterdim. Ne olacaksa sanki..

Beynimi diri tutmak ve olmayana alışmak istemiyorum. Varolmayana.. Belki bir tür sancı ama geçmeyen. Yaşamımın sonuna dek benimle gelecek. Ilık duş ve güzel kahvaltılardan sonra bile. Kendimi hissetmediğim noktaya kadar..

30 Temmuz 2017 Pazar

The night is still young..

Aklımdan geçenin karşımda belirmesi..

"Don't leave me alone
in this corridors of  gloom.
Don'tt leave me alone...
... tonight.."


18 Haziran 2017 Pazar

Sıkılganlığın bahanesi..

Hiç ses yok..

Uzakta kıyamet kopuyor. İçine girince baş döndüren türden uğultu. Boş. Benim kadar bunalıyor dışarısı. Sıcakların arkasına bakmadan koşarak geldiği günlerdeyiz..Baş döndürecek derecede gürültülü sıcaklar. Havanın üstümdeki hükmü böylesine yoğun. Yine de ondan daha yoğun yaşadığım duygulardan biri de yaklaşık 13-14 yıldır beni içine alan soyutlanma ve sonuçta yalnız bırakılma durumu.. Bu sayısal anlamda bir uzaklık olabildiği gibi nitel anlamda da kendisini var etmedi değil.. Ama sanırım hep bir bahaneydi. "Sıkılganlığın bahanesi." Başkasının buna hiçbir zaman hakkının olmaması gibi.. Dünyanın üzerimne yıktığı türlü karmaşayı halledebilmişken hala daha evdeki ampul sayısına denk gelemeyecek ayaklı varlıkların bu konudaki zihin devinimine sahip olamadım..

Şeffafken katı cisme toslamak.

Bir tür parlak yüzey. Aldatıcı.. Bunu görebilmek için içinden geçmeye yani karışmaya gerek duyacak türden. Gelgitlerinin kapalı ,mat sayılabilkeceği alanda parladığı ve kendini bulduğu biçim. O saatten sonra da kimse kendi değil.

Koza..

Çok sevdiğim bir dostum vardı. Hatta hayattaki tek dostum diyebileceğim kadar severdim. Ne yapıp yapmadığım önemli değil. İşin içine geçmiş zaman ekleri girince ne olursa olsun boyut değişiyor. Şimdi anlıyorum ki beni ben olduğum için değil de yalnız olduğum için seven onca şey... Burası uzar sona atladı. Attı kendini..

Tanınmamak..

Ne alakası var modern dansla müziğin? Kulağıma hoş gelen her müziği dinlemem, dinleyeni de sevmem ama yine de iyi müzik dinlerim ve henüz sesimi kimse duymadı..

Uzaklaşmak..

Kolay. Sahip olduğun teknolojik aleti bir kenara bırak. Al sana uzaklaşmak, soyutlanmak.. Keşke böylesine kolay olabilseydi. Artık his okuyan zihinlerimiz var. Sen artık şöyle - böyle düşünmüyorsun?

NE DÜŞÜNDÜĞÜMÜ KİM NEREDEN BİLİYOR?

İtham ve bitiş..

Sonuçta beni yadsıyan ve saygısızlaşan bir toplumun içindeyim. Her şeyiyle beraber. Günümüz modern sayfaları ve üç-beş kelimeyle ve hatta bazen karşılıksız biçimde ağzımıza sıçan bir saygısızlık. Sen hiçbir şeysini böylesine derinden, acılı ve sonrasında anlaşılabileceği şekilde hissettiren. Ama geçti. Hırsızlıkların ve egonun hırpalanışı buraya kadar..