31 Temmuz 2012 Salı

Viskningar och rop

Çığlıklar ve fısıltılar.

Güzel bir şeyler izlemenin neredeyse imkansız hale geldiği şu zamanda geçmişin hala daha durumu kurtarabilmesi acınası.. Yine de duruma üzülmek yerine bundan keyif almaya çalışmak yapılacak en iyi şey gibi durmakta.

Geçenlerde izlediğim Ingmar Bergman filmi olan "Viskningar och rop" tüm bunlara en güzel örneği sunmakta. Aslında Vargtimmen ya da Persona'ya göre altta kalan bir filmmiş gibi dursa da bana pek bir dokundurucu geldi. Belki de filmin henüz başlarında filmin ana karakterlerinden Agnes'in duruşu ve cümleleriydi buna etken olan. Belki de filmin ele aldığı "mutluluk" kavramı. İlkellikten uzak. Aslında bunu uzun uzadıya özetlemeye gerek yok. Canımı en çok acıtan kısımla başlayıp orada da noktalamak istiyorum..





"Saat pazartesi sabahı erken ve ben acı çekiyorum."

10 Temmuz 2012 Salı

01:00

Gün gelir kelimeler de tükenir. Hiçbir nehir aynı hızla sonsuza akmaz. Bir nesile sonsuz gelebilir ama sayılmaz. Kurur. Bir ressam ki şekilleri düşüncelerinden almamış olsun. Bir müzisyen ki sözleriyle besteler yazmasın.. Mümkün müdür bu? Konuşma olmasa da beynin içinde kişinin kendi sesinden uzak kelimeler bütünlüğü nasıl yadsınabilir? Konuş ey hücre! Ak kulaklarımdan beynime doğru. Sonra bul orada bir teli ve çal şarkını. Vakit henüz geç değil. Benim sonsuzluğum sınır bilmez. Ama var. Bir son bekliyor beni sonsuzluğumun içinde. Soyut imgelerle ertesi günü katleden ben için somutluk zemin zaten..

5 Temmuz 2012 Perşembe

Jacopo çıkmazı..

"Derin bir uykuya dalarak uzun süre uyuyabilsem kendimi biraz daha iyi hissedeceğim. Uyku ilacı etki etmiyor. Kabuslarla ve kıvranmalarla dolu kısa dalışlardan sonra uyanıyorum. Gecelerdir böyleyim! Şimdi sana yazmayı denemek için kalktım, ama bileğimde kalemi tutacak güç yok. Yine yatacağım. Ruhum sanki doğanın kasvetli, fırtınalı haline öykünüyor. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru duyuyorum. Gözlerim açık, öylece yatıyorum. Tanrı'm! Tanrı'm!"