17 Mart 2013 Pazar

7

Eskiden (bu çok uzun bir süreci kapsamamakla birlikte) kendimi yitirdiğimi anca mutlu olduğumda hissederdim. O zamanlar bunu bilirdim gerçi. Neye, kime karşı önemi olmadan iyi şeyler, kuvvetli şeyler, bir şeyler hissettiğimde kendimden uzaklaştığımı bilirdim. Beni vareden şeylerden bir kopuş gibi. Her zaman içimde taşıyacağımı bildiğim ve dahası kendimden bir parçayı kaybetmemek için çok çabalardım. İfade etmek, anlatmak bana bunlar için yorucu bir koşu gibi gelse de yapardım. Bu tıpkı gündelik yaşamına devam etmeye çalışanların para kazanması, her sabah erken uyanması gibi şeylerdir. Sadece ortada görünür, elle tutulur kısacası somut şeyler yoktur. Önce kendimi varetmeye çalıştım hep. Yeri geldi kırdım, çektim gittim. Şimdilerde en basit görüntülerde bile aklıma dolup, beni taşıracak şeyler o zamanlar birer nefes darlığından öteye gitmezdi. Yıllar sonrasını, bulunduğum yeri bilsem de buna çabalardım. Ah di'li geçmiş zamanlar. Bir özlem yok! Yaptığım şeylerin -en azından bu uğurda- bir hata olduğunu düşünmedim. Bu tarz düşünceler gelip yerleşse de zihnime çabucak elimin tersiyle ittim. Çünkü o zamanlar bunu yapmasaydım şu anda olduğum yerde -eh pek iç açıcı bir yer olmasa da- olamazdım.

Şimdi..

Geçmiş hakkında çok net konuşup, mutsuzlukluklarımı, umursamazlıklarımı ya da aynı ölçüde eğlencelerimi hatırlıyorum. İyi-kötü ayırt da edebiliyorum. Ama nasıl anlatsam.. Artık o üzerimi kaplayan ve adının ne olduğunu bilmediğim toz bulutları sanki koca bir evren yaratacaklarmış gibi duruyorlar. Bütün algıları yerle bir olmuş, en çok keyif aldığı şeyleri bile duyumsayamayan, haliyle bu dünyadan kopup, gitmiş bir beden görüyorum. Kendime dışarıdan bakmak her zaman ürpertici gelmiştir. Ama şimdi kendimin varlığını bile duyumsayamacak kadar körleştim. Bu uyuşma değil. Diyorum ya adı olmayan türlü şeylerin yokoluşu. Aldous Huxley "belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir" derken ne ifade etmek istemişti diye düşünmüyorum bile. Bu yaşamla olan bağlarımı bıkkınlık bıçağıyla ortadan ikiye kesip, kendi yerime geçiş yapmış gibiyim. Terimleri, ideolojileri, inançları, tutkuları ve uyduruk kılıflarıyla onları asla bir araya gelemeyecek şekilde ayırdım. Yakın zamanda dünya üzerinde varolan her türlü bilgiye olan açlığımı da yitirip, bütün kelimeleri unutup, konuşamadığım tüm dillerin isimleriyle beraber gömeceğimden şüphe duymuyorum. Çünkü artık her biri gözüme o kadar anlamsız görünmeye başladılar ki. Bu bir itiraf değil, vazgeçmek hiç değil. Eskiden düşünürdüm. Hatta hala daha kulaklarıma çınladığı oluyor. Bir uğultu, esinti. Ama çok geçmeden baltayı indiriyorum başlarına. İstemli hareketler bütünü değil bunların hiçbiri. Ben de bilmiyorum, anlamıyorum. Ne geçmişine, ne bugününe ne de geleceğine yakın gördüğüm bir evren burası. Gezegenleriyle, o müthiş doğa olaylarıyla, aşklarıyla bana fazlasıyla uzak bir cehennem..

Belki de sadece bir anlık gel-gitten öte değildir.. Ha ne dersin? Ne dersiniz?!

2 yorum:

  1. ah güzel kardeşim... senin bu muhteşem imgelemelerin. hayatın her snını düşüncelerinin hepsini anlayabilme uğraşın ah senin bu yaşama uğraşın.. hepsinden uzakta ve değerlisin...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Budur benden bana kalan, benden bana geçen, benim, kendime geçen. Seninle konuşmayı özledim.

      Sil